Lenin önderliğindeki Bolşevikler, Rusya'da yönetimi tamamen ele geçirdi (Julian Takvimi ile 25 Ekim, Gregoryen Takvimi ile 7 Kasım) Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
Rusya'da gerçekleşen Bolşevik Devrimi, 1917 yılında Vladimir İlyiç Lenin önderliğindeki Bolşevik Partisi'nin iktidarı tamamen ele geçirmesi olayıdır. Bu olay Julian takvimine göre 25 Ekim 1917, Gregoryen takvimine göre ise 7 Kasım 1917 tarihinde tamamlanmış olup, dünya tarihinin en köklü kırılma noktalarından biri olarak kabul edilir. O dönem Rusya'da iki farklı takvim kullanıldığı için aynı günün iki farklı adla anıldığını unutmamak gerekir; Bolşevik Devrimi'ne "Ekim Devrimi" denmesinin nedeni de tam olarak bu takvim farkından kaynaklanır. Olay, bir ülkenin iç siyasetini değiştirmekle kalmamış, tüm dünya üzerinde etkisini onlarca yıl sürdüren yeni bir siyasi, ideolojik ve ekonomik düzen inşa etmiştir. Tarihçiler bu olayı yalnızca bir darbe ya da devrim olarak değil, insanlık tarihinde hiç önce görülmemiş bir yönetim biçiminin doğuşu olarak değerlendirirler. Aradan geçen bir asırdan sonra bile bu olayın yankıları hem siyaset bilimi hem de uluslararası ilişkiler alanında hâlâ canlı biçimde tartışılmaya devam etmektedir.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
Rus İmparatorluğu, 1917 yılına girerken tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşıyordu. 1. Dünya Savaşı 1914'ten beri devam ediyor, Rus ordusu cephede ağır kayıplar veriyor ve toplumsal hoşnutsuzluk her geçen gün daha da büyüyordu. Çar II. Nikola yönetimindeki monarşi, köylü çoğunluğunun toprak taleplerini karşılamaktan uzak, sanayi işçilerinin çalışma koşullarını düzeltmekten aciz ve şehirdeki orta sınıfın siyasi taleplerini görmezden gelen bir yapı içindeydi. Şubat 1917'de Petrograd'da başlayan grevler ve protestolar çok hızlı biçimde ayaklanmaya dönüştü; ordu birliklerinin de halka katılmasıyla çarlık rejimi çöktü ve II. Nikola tahttan indirilerek tutuklandı. Ancak bu ilk devrim, hiçbir devrimci hareketin iktidarı doğrudan almadığı bir durum yarattı ve gerici koalisyonlar yerine ne yazık ki liberal-muhafazakâr kanadın ikinci bir yönetiminin kurulmasına yol açtı.
Çarlık devrilmesinin ardından kurulan Geçici Hükümet, daha büyük bir paradoksun içine düştü: bu hükümet, halkı soframıza diye çağırarak büyük umutlar yaratan ama savaşı sürdürme kararından asla vazgeçmeyen bir yapıya sahipti. Aleksandr Kerenski liderliğindeki Geçici Hükümet, savaşta kalmayı sürdürürken ekonomik krizi derinleştirdi; asker yorgunluğu, gıda kıtlığı ve enflasyon halkı iyice çileden çıkardı. Tam da bu boşlukta Lenin, sürgünden İsviçre üzerinden Almanya'nın yardımıyla Rusya'ya döndü ve Nisan 1917'de Nisan Tezleri'ni yayımlayarak "Barış, Toprak, Ekmek" sloganını sahiplendi. Bolşevik Partisi bu sloganlarla işçi sovyetlerinde ve asker konseylerinde giderek daha büyük bir destek topladı. Temmuz 1917'deki başarısız ayaklanma girişiminin ardından tutuklanan Lenin, Finlandiya'ya kaçarak oradan yönettiği Bolşevik Merkez Komitesi'ne yazdığı mektuplarla bir "silahlı isyan" talimatını bizzat hazırladı. Kasım 1917'nin ilk haftasında, dönemin rengi simsiyah görünen bu talimatların hayata geçirilmesi için her şey hazırdı.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
Bu olay yaşanmasaydı, 20. yüzyılın siyasi haritası bugünkünden tümden farklı olurdu; savaşlar ve sosyal hareketler hiç şüphesiz daha başka mecralarda seyrederdi. 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzen, Sovyet karşıtlığı üzerine kurulu bir dengeyle değil, belki de monarşik veya liberal-demokratik birkaç büyük devletin daha güçlü biçimde belirlediği bir şekle bürünebilirdi. sosyalist düşünce ve işçi hareketleri, Sovyet modeliyle beslenip dünya çapında bir alternatif ideoloji haline gelmek yerine, ulusal sınırlar içinde daha mütevazı biçimde gelişmeye devam ederdi. Anti-sömürgeci bağımsızlık hareketleri de birçoğu Sovyet desteği olmadan, Batılı emperyalistlerin daha uzun süre etkisinde kalmış olurdu. Yani ekim devrimi'nin yaşandığı ve yaşanmadığı iki farklı dünya arasında, yalnızca bir ülkenin siyasi rejimi değil, bütün bir kıta ve hatta tüm gezegenin güç dengeleri söz konusudur.
- İlk Sosyalist Devletin Doğuşu: Lenin önderliğinde kurulan Sovyet sosyalist yönetimi, insanlık tarihinde özel mülkiyetin kaldırılarak planlı ekonominin hayata geçirildiği ilk büyük ölçekli denemeydi. Bu model, onlarca ülkeye örnek oldu ve onlarca yıl boyunca dünyayı kutuplara ayıran ideolojik çizgi oldu.
- Soğuk Savaş'ın Kökenleri: Ekim Devrimi'nin ardından Batılı devletlerin Sovyet korkusunun derinleşmesi, dış politikalarını tamamen Moskova'ya göre şekillendirdikleri bir dönemin başlangıcını getirdi. Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünya düzeninin tohumları bu devrimle birlikte atılmış sayılır.
- Kolonilerin Kurtuluş Hareketlerine İlham Verilmesi: Bolşevik Devrimi, Asya ve Afrika'daki sömürge halklarına, silahlı mücadeleyle de olsa bağımsızlığın mümkün olduğunu gösteren somut bir başarı hikâyesi sundu. Sovyetler Birliği, Çin Devrimi'nden Vietnam'a, Küba'dan Afrika sosyalist devletlerine kadar onlarca ülgenin bağımsızlık mücadelesine doğrudan veya dolaylı biçimde destek verdi.
- İşçi Haklarının Yükselişi: Bolşevik Devrimi'nin dünya çapında yarattığı baskı, Batılı kapitalist ülkeleri kendi içlerinde reform yapmaya zorladı; sendikal haklar, sosyal güvenlik sistemleri ve işçi denetimi gibi kazanımlar kısmen bu rekabetin sonucu olarak ortaya çıktı. Bir bakıma devrim, ülkelerin kendi halkına daha adil davranmasını sağlayacak bir dış itici güç işlevi gördü.
- Bir Milletler Arası Düzenin Oluşması: Sovyet devleti, 1922'de Birleşmiş Milletler'in öncülü olan Milletler Cemiyeti'ne dahil olmadı, ancak ideolojik rakip olarak kurulan uluslararası ilişkiler anlayışı uzun vadede Birleşmiş Milletler'in de kuruluş felsefesini şekillendirdi. Doğrudan veya dolaylı biçimde, bu devrim olmasa küresel yönetim ve güvenlik mimarisi çok daha farklı bir hâl almış olurdu.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
Bolşevik Devrimi hakkında halk arasında az bilinen ilginç bir ayrıntı şudur: devrimin asıl simgesi sayılan Kremlin'in Ayasofya'sı ya da ünlü Kışlık Saray'ın işgali, çoğu insanın zannettiği gibi tek bir büyük çarpışmayla gerçekleşmemiştir. 7 Kasım 1917'de Kışlık Saray'a giren Bolşevik milisler aslında içerde neredeyse hiç direnişle karşılaşmamış, savunmayı üstlenen geçici hükümet askerleri büyük ölçüde kaçmış ya da teslim olmuştur. Ayrıca devrim gecesi Aurora zırhlısının Kışlık Saray'a ateş açtığı ancak ilk atışın isabetsiz kaldığı bilinir; bu top atışı, büyük bir savaş yerine bir gösteri ateşinden ibaret kalmış, asıl işi milis birlikleri yapmıştır.
Devrim'in siyasi akışıyla ilgili bir başka çarpıcı ayrıntı ise Kerenski'nin durumudur: Aleksandr Kerenski, Kışlık Saray'daki geçici hükümet toplantılarının sürdüğü sırada savunma için Leningrad dışından zırhlı bir tugayı çağırmış, ancak bu birlik, Bolşevik milislerine teslim olmayı seçti ve üstelik yolda devrimcilere destek vererek yön değiştirdi. Kerenski, sonunda bir Fransız elçiliğine sığınarak kaçmak zorunda kaldı ve Sovyet rejimiyle hiçbir zaman barışamadı; Paris'te sürgünde yaşadığı yıllar boyunca yazdığı anılarda devrimin seyrini hâlâ kabul etmekte zorlandığını açıkça dile getirmiştir. Bu olay, aslında bir devrimin kaderini belirleyenin yalnızca silah değil, askerlerin ve halkının ruh hâli olduğunu gösteren son derece dikkat çekici bir örnektir.