Hamas ve diğer grupların İsrail'e yönelik saldırısı, İsrail-Hamas Savaşını başlattı. Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
7 Ekim 2023 tarihinde, Filistinli silahlı grup Hamas öncülüğünde Filistin'den İsrail'e yönelik kapsamlı ve eş zamanlı bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırı, aralarında İslami Cihad hareketinin de bulunduğu diğer grupların katılımıyla yaklaşık dört bin silahlı kişinin sınır ötesi geçişi, roket fırlatmaları ve hava araçlarıyla hava saldırıları şeklinde ilerledi. İsrail'in güneyindeki Gazze Şeridi sınırındaki yerleşim birimleri ve sınır bölgelerindeki askeri üsler hedef alınırken, aynı zamanda Gazze sınırının kuzeyindeki Şef adası olarak da bilinen festival alanında toplanan sivillere yönelik de saldırılar düzenlendi. Bu saldırının ardından İsrail'in karşılık olarak ilan ettiği savaş hâli, hem Filistin-İsrail çatışmasının hem de daha geniş anlamda Orta Doğu siyasetinin seyrini kökten değiştiren bir dönüm noktası oldu.
Bu olay, 1948'de İsrail'in kurulmasından bu yana Filistin topraklarında süren çatışmaların en şiddetli ve en doğrudan müdahalesiz bir ifade biçimini ortaya çıkardı. İsrail'in Gazze Şeridi üzerindeki hava saldırıları ve kara harekâtı, sivil can kayıplarının devasa boyutlara ulaşmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları kuruluşlarının verilerine göre, savaştan önceki nüfusun neredeyse yarısı yerinden edilmiş, altyapı büyük ölçüde yok edilmişti. Bu olay aynı zamanda, bölgede yıllardır süren diplomatik çabaların nasıl sonuçsuz kaldığının açık bir göstergesi oldu ve İsrail-Abraham Anlaşmaları'nın normalleşme sürecini durdurduğu gibi, bölge genelinde yeni siyasi hesapların başlamasını sağladı.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
Bu saldırının öncesinde, Filistin-İsrail çatışmasının kökleri 1948 Filistin Savaşı'na ve ardından gerçekleşen Nakba denilen büyük göç dönemine kadar uzanıyordu. Gazze Şeridi özellikle 1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail'in doğrudan işgali altına girdi. Daha sonra 2005 yılında İsrail'in Gazze'den çekilmesinin ardından, 2007 yılında Hamas hareketi Gazze'de kontrolü ele geçirdi ve bu da Filistin Ulusal Otoritesi ile Gazze yönetimi arasında doğrudan bir bölünmeye yol açtı. İsrail ve Mısır, Gazze'ye uyguladığı abluka ile Filistin'e uluslararası ilişkileri büyük ölçüde fiilen kesmiş oldu. Yıllar süren bu abluka koşulları altında Gazze'deki nüfusun büyük bir kısmı yoksulluk, işsizlik ve temel ihtiyaç maddelerinin kıtlığı ile karşı karşıya kaldı. Bu ekonomik ve sosyal çöküş, sivil direnişin ve silahlı hareketlerin temelindeki toplumsal zemini oluşturdu.
Perde arkasında ise, bölgesel siyasetin uzun süredir şekillendiği bir dizi dinamik söz konusuydu. 2020 yılında imzalanan Abraham Anlaşmaları ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi ülkelerin İsrail ile resmi diplomatik ilişkiler kurması, Arap dünyasında Filistin meselesinin öncelik sırasından düşmüş olmasına işaret etti. İsrail ile Suudi Arabistan arasında süren normalleşme görüşmeleri, Hamas ve İslami Cihad gibi Filistinli grupların büyük bir endişeyle izlediği bir gelişmeydi. Bir yanda İsrail'in Gazze'deki abluka ve Batı Şeria'daki yerleşim politikalarını sürdürmesi, diğer yanda bölgesel normalleşme eğiliminin derinleşmesi, Filistinli silahlı hareketlerin mevcut yapısını ve stratejik hesaplarını gözden geçirmesine yol açtı. Üstelik İsrail hükümeti, Benjamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon içinde, yerleşimlerin genişletilmesi ve Filistin otoritesinin meşruiyetinin azaltılması yönünde politikalar izlemişti. Bu durum, Filistinli gruplar açısından mevcut şartların sürdürülemez olduğunu hissettiren önemli bir etken oldu.
Ayrıca İran ile Filistinli silahlı hareketler arasındaki ilişki, olayın tarihsel arka planında ele alınması gereken başka bir boyuttu. Hizbullah, İslami Cihad ve Hamas gibi grupların İran'ın Yedinci Ekim olarak da anılan olay öncesindeki yıllardaki silah ve mali desteği, bu hareketlerin askeri kapasitelerini artıran bir unsur oldu. Bu destek ağının varlığı, İsrail'in bölgesel stratejisinin ve güvenlik doktrininin yeniden değerlendirilmesini gerektiren bir faktör olarak ortaya çıktı. Bununla birlikte, İsrail istihbarat servislerinin, 7 Ekim 2023 öncesindeki dönemde saldırı olasılığını değerlendirmekte ne kadar hazırlıksız kaldığı, olayın ardından ortaya çıkan en tartışılan konuların başında geldi.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
Bu olay yaşanmasaydı, Filistin-İsrail çatışmasının seyri büyük olasılıkla daha öngörülebilir bir çerçevede ilerleyecekti. İsrail ile Arap devletleri arasındaki normalleşme süreci, bölgede yeni bir siyasi düzene kapı açabilirdi. Ancak 7 Ekim 2023 saldırısı ve ardından başlayan savaş, bu umutların askıya alınmasına yol açtı. Savaş, yalnızca Hamas ile İsrail arasındaki bir çatışma olmaktan çıkarak, bölgesel ve hatta küresel ölçekte yeni ittifakların ve yeni gerilimlerin doğduğu bir dönüm noktası oldu. Bu bağlamda olay, siyasi analizlerde ve tarih kitaplarında, Filistin meselesinin çözüm yolundan sapmasıyla ilgili en dramatik olaylardan biri olarak anılıyor.
- İsrail-Abraham Anlaşmaları'nın Normalleşme Sürecine Etkisi: Abraham Anlaşmaları ile başlayan, İsrail'in Arap dünyasında meşruiyet kazanmasını sağlayan normalleşme eğilimi, 7 Ekim 2023 saldırısıyla ciddi biçimde zedelendi. Savaşın ardından, Arap devletlerinin İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine ve bazı ülkelerin ilişkileri dondurmasına yol açtı. Bu durum, bölgede uzun vadede yeni ittifakların şekillenmesine neden oldu. Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki normalleşme görüşmelerinin askıya alınması, bölgenin siyasi dengelerini önemli ölçüde değiştirdi.
- İnsan Kaybı ve Altyapının Yıkımı: Savaş, Gazze Şeridi üzerindeki nüfus için kimselerin öngöremeyeceği bir insani felaketi beraberinde getirdi. Yüz binlerce Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı ve yaşam şartları büyük ölçüde bozuldu. Birleşmiş Milletler kuruluşlarına göre, savaş öncesinde Filistin nüfusunun neredeyse yarısı yerinden edilmiş durumdaydı. Altyapının büyük ölçüde tahrip olması, Gazze'deki sağlık, eğitim ve su tesislerinin fiilen kullanılamaz hale gelmesine yol açtı. Bu durum, uluslararası toplumun Filistin meselesine yönelik tepkilerini artırmasına ve yeni bir dayanışma dalgasının oluşmasına katkıda bulundu.
- İsrail İç Siyasetinde Değişen Dengeler: Benjamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun, savaş öncesinde yaşanan iç siyasi krizleri unutturmuş olmasına rağmen, savaşın sürdürülmesiyle birlikte muhalefetin güçlendiğini ve toplum içindeki kutuplaşmanın derinleştiğini söyleyebiliriz. İsrail toplumunda, askeri yetkililerin ve istihbarat servislerinin güvenlik politikalarındaki hatalarının tartışılması, yeni bir iç siyasi dinamik ortaya çıkardı. İsrail halkının büyük bir kısmı, 7 Ekim saldırısında güvenlik güçlerinin yetersiz kaldığını ve sivillerin korunamadığını düşünüyor. Bu iç gerilim, İsrail'in gelecekteki siyasi yapısını büyük ölçüde etkileyecek bir faktör olarak değerlendiriliyor.
- Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları Tartışmalarının Yoğunlaşması: Savaşla birlikte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ve Uluslararası Adalet Divanı önünde Filistin meselesine yönelik hukuki süreçler yoğunlaştı. Filistin'in, İsrail'in Gazze'deki eylemleriyle ilgili olarak açtığı dava, uluslararası hukuk tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Güney Afrika'nın İsrail aleyhine açtığı dava, uluslararası hukukun İsrail'i soykırımdan sorumlu tutma tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Bu gelişmeler, Filistin meselesinin uluslararası hukuk kanalından takip edilme sürecini hızlandırdı ve Filistin halkının uluslararası destek bulmasını sağladı.
- Bölgesel Güvenlik Denklemlerinin Yeniden Şekillenmesi: Hizbullah, İslami Cihad ve Hamas gibi İran destekli hareketlerin, savaşla birlikte bölgesel güvenlik denklemlerinin merkezine yeniden yerleşmesi, İsrail'in güvenlik doktrinini ciddi biçimde yeniden gözden geçirmesine neden oldu. İran, Suriye ve Lübnan'da kurduğu nüfuz ağı üzerinden savaşa doğrudan veya dolaylı biçimde müdahil oldu. İsrail, bu tehditler karşısında askeri kapasitesini genişletti ve yeni ittifaklar arayışına girdi. Amerika Birleşik Devletleri ise savaşa askeri ve mali destek vererek, bölgedeki askeri varlığını artırdı. Bu durum, bölgesel güvenliğin yeniden tanımlanmasıyla ilgili bir dönem başlatmış oldu.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
İsrail'in güvenlik bürokrasisinde son derece yetkin bir kadronun varlığına rağmen, 7 Ekim 2023 saldırısının öncesindeki istihbarat değerlendirmelerinde büyük bir karanlık olduğu ifade edildi. İsrail istihbarat servisi Mossad ve iç istihbarat kurumu Shin Bet, Hamas aktivitelerini yakından izleyen bir yapı olarak biliniyordu. Ancak saldırı günü, İsrail ordusunun Gazze sınırındaki gözlem istasyonlarında, roket fırlatma sistemlerinin ve silahlı birliklerin konuşlanma hareketliliğinin fark edilmemesi büyük bir tartışma konusu oldu. Savaş öncesindeki dönem boyunca, İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes anlaşmalarının nasıl uygulandığı ve bu ateşkesin ne kadar sürdürülebilir olduğu, istihbarat raporlarında sorgulanmış ancak nihai bir sonuca ulaşılamamıştı. İsrail'de birçok analist, bu olayın "istihbarat hatası" ile açıklanamayacağını, sistemsel bir hazırlıksızlık durumu olduğunu savunuyor.
İsrail devleti tarafından, saldırı gününe ilişkin resmî bir "istihbarat başarısızlığı" raporu hâlâ kamuoyuyla tam olarak paylaşılmış değil. Bunun yerine, savaşın sürdüğü süreçte İsrail liderliği, sivillere yönelik saldırıların meşru müdafaa hakkı kapsamında değerlendirildiğini savunuyor. Ancak Birleşmiş Milletler ve Amnesty International gibi kuruluşlar, Gazze'deki sivil kayıpların orantısız bir şiddet uygulandığının kanıtı olduğunu açıkladılar. Savaşın 2024 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin'in tanınması ile ilgili oylamalarda 143 ülke'in "evet" oyu kullanması, uluslararası kamuoyunun Filistin meselesine yönelik tutumunun ne kadar geniş bir tabana yayıldığını gösteriyor. Bu olay, uluslararası hukuk tarihinde Filistin'in tanınmasıyla ilgili en kapsamlı oylamalardan biri oldu ve Filistin'in devlet statüsünü tanıyan ülke sayısının ciddi biçimde artmasına yol açtı.