İtalya Krallığı, Etiyopya'yı işgal harekâtına başladı Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
3 Ekim 1935 tarihinde, İtalya Krallığı ordusu Eritre ve Eritre'ye komşu Somali topraklarından harekete geçerek Etiyopya İmparatorluğu'na karşı kapsamlı bir savaş başlattı. Bu tarihi harekât, yalnızca iki ülke arasındaki bir askeri çatışma olarak görülmemeli, zira savaşın gerek başlangıcı gerekse sonuçları, 20. yüzyılın siyasi haritasını, uluslararası ilişkilerin işleyişini ve sömürgeciliğin son dönemini doğrudan etkileyecek bir dönüm noktasıydı. Benito Mussolini yönetimindeki Faşist İtalya, bir yandan imparatorluk özlemini gidermek, diğer yandan Mussolini'nin siyasi gücünü pekiştirmek için uzun süredir planladığı bu işgali hayata geçirmişti. Etiyopya ise, Afrika'da bağımsızlığını koruyabilen ender devletlerden biri olma özelliğini taşımaktaydı ve bu durum onu hem diplomatik bir sembol hem de İtalyan emelleri için stratejik bir hedef yapıyordu. İtalyan işgalinin ardından yaşananlar, Milletler Cemiyeti'nin işlevsizliğini gözler önüne serdi, uluslararası toplumun sessizliğini tartışmaya açtı ve bir yıl sonra II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinde katalizör rolü oynadı.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
İtalya'nın Etiyopya'ya karşı ilan ettiği savaşın kökenleri, aslında bir asıl öncesine kadar uzanıyordu. 1896 yılında Etiyopya İmparatoru Menelek II komutasındaki Etiyopya ordusu, İtalyan güçlerini Adwa Savaşı'nda ağır bir yenilgiye uğratmıştı. Bu bozgun, Avrupalı güçlerin Afrika'da egemen olduğu bir çağda benzeri az görülen bir sonuç doğurmuş ve İtalya'yı büyük bir aşağılama ve gurur kaybı ile bırakmıştı. Mussolini ve faşist rejim, bu tarihsel yenilgiyi intikam alarak, İtalya'nın eski glory'sini ve imparatorluk gücünü yeniden kurarak telafi etmeyi vaat etti. Mussolini, iktidara geldiği 1922 yılından itibaren, bir yandan iç düzeni sağlamlaştırırken, diğer yandan İtalyan yayılmacılığını yeniden gündeme getirmek için uğraşıyordu. Etiyopya, bağımsız bir devlet olması, zengin doğal kaynaklara ve stratejik konuma sahip olması nedeniyle, İtalyan liderliği için başlıca hedeflerden biri haline gelmişti.
1930'ların başlarında, İtalya ile Etiyopya arasındaki gerilim hızla tırmandı. 1934 yılında, İtalyan askerî birlikleri Etiyopya topraklarına girerek Ogaden bölgesini işgal etti. Bu saldırı, iki ülkenin zaten gergin olan ilişkisini daha da kızıştırdı. 3 Aralık 1934 tarihinde meydana gelen Walwal Olayı ise, çatışmanın doğrudan başlamasına giden kritik bir eşikti. İtalyan askerleri ile Etiyopya birlikleri arasındaki silahlı çatışma, iki ülke arasındaki açık savaşın zeminini hazırladı. Bu olaylar yaşanırken, uluslararası toplum İtalya ile Etiyopya arasında arabuluculuk çabalarına girişti. Milletler Cemiyeti bir yandan İtalyan tehdidini ciddiye almadı, diğer yandan da Etiyopya'nın taleplerini etkin biçimde destekleyemedi. Sonuçta Mussolini, diplomatik engellerin yeterli olmadığına inanarak doğrudan savaş kararını uygulamaya koydu. 3 Ekim 1935 sabahı İtalyan orduları üç ayrı cepheden saldırıya geçti: kuzeyden Eritre toprakları üzerinden, doğudan ise İtalyan Somaliland bölgesinden, ayrıca batıdan Eritre-Somali sınırından eşzamanlı taarruz başlattı. İtalyan hava kuvvetleri, sivil yerleşim yerlerini ve askeri hedefleri yoğun bombalamalarla hedef aldı. İmparator Haile Selassie önderliğindeki Etiyopya ordusu, İtalyan hava ve tank gücü karşısında ağır kayıplar verdi, ancak ülke topraklarında direnişi sürdürmeye devam etti. Bu durum, Mussolini'nin hızlı ve kesin bir zafer beklentisini boşa çıkardı ve İtalya'nın askeri itibarını zedeleme riskini doğurdu. 1936 yılında Addis Ababa'nın İtalyan kuvvetleri tarafından ele geçirilmesiyle İtalya Krallığı, Etiyopya üzerinde hakimiyetini ilan etti ve bu işgal, uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleşen bir barbarlık eylemi olarak tarihe geçti.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
İtalya Krallığı'nın Etiyopya'yı işgal etmesi, yaşanmamış olsaydı, 20. yüzyılın siyasi evrimi belirgin biçimde farklılaşabilirdi. Önce Milletler Cemiyeti'nin yetkinliğinin kanıtlanması gerekirdi; böylece İtalya, uluslararası toplumun baskı ve yaptırımlarına boyun eğmek durumunda kalabilir, bu da Mussolini'nin prestij kaybı ile birlikte siyasi kariyerinde belirli bir duraklama yaratabilir. Bir diğer önemli sonuç olarak, II. Dünya Savaşı'nın başlangıcı doğrudan değişebilirdi. Zira Adolf Hitler yönetimi, İtalya'nın Etiyopya'yı işgalinden etkin bir ders çıkardı: Uluslararası toplumun açık bir saldırganlığa sessiz kalması ve yeterli yaptırım uygulamaması, Almanya'nın ilerleyen yıllarda kendi yayılmacılığını benzer biçimde gerçekleştirmesine zemin hazırladı. İşgalin en doğrudan ve somut sonucu, İtalya'nın 1936 yılında Eritre'ye ilhak ettiği Etiyopya İmparatorluğu'nun haritadan silinmesi ve bu toprakların İtalyan sömürge idaresine geçmesi oldu. Haile Selassie sürgüne çekilerek Geneva'ya hareket etti ve Milletler Cemiyeti'nin önünde, İtalyan şiddetinin ve uluslararası toplumun sessizliğinin canlı tanıklığını sundu.
- Etiyopya İmparatorluğu'nun parçalanması ve İtalyan sömürge yönetiminin kurulması: İtalyan işgalinin ardından, Etiyopya toprakları İtalyan Somaliland'i ile birleştirilerek İtalyan Doğu Afrikası adını alan bir yönetim yapısı altında birleştirildi. Bu süreçte ülke topraklarında yoğun bir tahribat ve yerel halkın ciddi biçimde ezilmesi yaşandı. Bu durum, Etiyopya halkının bağımsızlık yolundaki mücadelesini daha da şiddetlendirdi ve ülkenin bağımsızlık arayışını, ilerleyen yıllarda güçlü bir ulusal direniş hareketinin doğuşuna zemin hazırladı.
- Milletler Cemiyeti'nin kredibilitesinin kaybolması ve uluslararası toplumun başarısızlığının ortaya çıkması: İtalya'nın Etiyopya'ya yönelik saldırganlığına karşı Milletler Cemiyeti'nin uyguladığı yaptırımlar etkin değildi, zira Birleşik Krallık ve Fransa gibi büyük devletler, İtalya'yı Nazi Almanyası'na yaklaştırmak istemedikleri için gerçek anlamda baskı uygulamaktan çekindi. Bu yaklaşım, Milletler Cemiyeti'nin kolektif güvenlik anlayışının başarısız olduğunu ortaya koydu ve ülkenin güvenliği için ciddi bir umutsuzluk yarattı.
- Mussolini'nin Faşist rejiminin güçlenmesi ve İtalya'nın uluslararası izolasyonu: İtalya'nın Etiyopya'ya karşı zaferi, Mussolini'nin iç politikada büyük bir prestij kazanmasını sağladı. Faşist propaganda makinesi, bu savaşın Roman İmparatorluğu'nun yeniden canlandırılması olarak sundu ve ülke içinde Mussolini'nin otoritesi bu zaferle pekiştirildi. Buna karşın, bu işgal aynı zamanda İtalya'yı uluslararası arenada giderek daha izole bir konuma getirdi ve Almanya ile İtalya arasında daha yakın bir ittifakın doğmasına kapı araladı.
- Etiyopya'nın bağımsızlık mücadelesinin sembolik ve pratik gücü: İtalyan işgali karşısında Etiyopya ordusunun verdiği direniş, yalnızca Askari birlikleri değil, aynı zamanda ülke içinden de yoğun bir halk ayaklanmasını ve Etiyopya bağımsızlık mücadelesi'nin tüm Afrika kıtasında sembolik bir güç haline gelmesini sağladı. Bu durum, sömürgeciliğin Afrika'daki son dönemine girilirken, sömürge yönetimi altındaki halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkına yönelik taleplerini güçlendirdi.
- II. Dünya Savaşı'nın başlamasında İtalya-Almanya ittifakının şekillenmesi: Etiyopya işgali, İtalya'yı Milletler Cemiyeti ve büyük güçler dünyasından uzaklaştırarak Mussolini'yi Hitler'e daha yakınlaşmaya zorladı. İtalya, Etiyopya'nın işgali nedeniyle uluslararası toplum tarafından baskı altına alınmaya başlamışken, Almanya ile yeni bir ittifak kurma ihtiyacı hissetti. Bu doğrultuda 1936 yılında Almanya-İtalya Yaklaşması ve ardından kurulan Çelik Pakt ile iki ülke, Avrupa ve Akdeniz'de ortak bir cephe oluşturarak II. Dünya Savaşı'nın başlamasında doğrudan rol oynayan bir ittifakı resmileştirdi.
- Eritre ve Etiyopya'daki kalıcı siyasi miras: İtalyan işgalinin doğurduğu siyasi ve sosyal sonuçlar, Etiyopya ve Eritre'nin uzun dönemli siyasi seyri üzerinde kalıcı etkiler bıraktı. İtalyan yönetim, bölgede etnik ve dinsel farklılıklar üzerinde yeni bir siyasi düzen kurgulamış, bu düzen Etiyopya'da yerel direnişi doğuran ve Eritre için bağımsızlık mücadelesine zemin hazırlayan bir yapıyla sonuçlandı. Bu miras, ilerleyen on yıllar boyunca hem Etiyopya içi hem de Eritre ile Etiyopya arasında süregelen siyasi gerilimlerin temel nedenlerinden biri oldu.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
Bu savaşla ilgili en az bilinen ve en çok merak edilen detaylardan biri, İtalya'nın Etiyopya'ya karşı hazırladığı kimyasal silahlar ve savaşın son derece acımasız doğasıydı. İtalyan kuvvetleri, Etiyopya ordusuna karşı hardal gazı kullanarak, askerleri ve sivilleri hedef aldı. Bu gaz kullanımı, savaşın başında değil, İtalyan ordusunun ilerleyemediği dönemlerde, yani 1935 ve 1936 yıllarında yoğun biçimde devam etti. Savaşa ilk katılan birliklerden biri olan Eritreli Askari askerleri, Etiyopya ordusunun direnişi karşısında zor durumda kaldıklarında, İtalyan komutanlıklarınca kimyasal silah kullanımı emri verilmişti. Bunun yanı sıra, İtalyan ordusu askeri hava bombardımanlarını doğrudan sivil yerleşim yerleri ve mülteci kamplarına yöneltti, bu da büyük bir sivil kayıp ve trajik bir tablo çizmeyi beraberinde getirdi.
Bir başka az bilinen detay, İtalyan ordusunun Etiyopya'ya karşı kullanmaya başladığı motorlu birlikler ve tanklar ile Etiyopya ordusunun çoğunlukla piyade ve gönüllü askerlerden oluşması arasındaki ciddi teknolojik dengesizlikti. Haile Selassie önderliğindeki Etiyopya ordusu, güçlü İtalyan hava ve tank gücü karşısında, genellikle at sırtında, makineli tüfekli birlikler ve yerel milislerden oluşan bir direnişle karşılık verdi. Bu durum, savaşın en ağır koşullarında bile Etiyopya ordusunun ve halkının azimle direnişi sürdürmesini sağladı. 1936 yılında Adwa Savaşı sonrası Etiyopya'nın bağımsızlık yolunda attığı ilk adımların, bu işgalle nasıl tehdit altına alındığı ve sonunda ülke topraklarındaki askeri direnişin, Mussolini'nin beklendiği gibi hızlı ve kesin bir zaferi getirmediği, savaşın tarihsel seyrini şekillendiren en önemli gerçeklerden biri olarak tarihe geçti. Geneva'da Etiyopya imparatorunun yaptığı konuşma ise, işgalin uluslararası toplum üzerinde bıraktığı sarsıcı etkiyi açıkça ortaya koydu ve bu konuşma, Etiyopya ve Afrika halklarının sömürgeciliğe karşı mücadelesinde sembolik bir güç kaynağı oldu.