Birleşik Krallık, Filistin Mandası kapsamındaki Filistin'i boşaltma kararı aldı. Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
1947 yılının şubat ayıydı. İngiltere, neredeyse otuz yıldır yönettiği Filistin topraklarından çekileceğini, manda yönetimi sona erdireceğini resmen duyurdu. Bu karar, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan uluslararası düzenin en önemli parçalarından birini yerinden oynattı. İngiltere'nin bu topraklarda bulunmasının temeli olan Sèvres Antlaşması'yla başlayan manda rejimi, artık İngiltere'nin taşıyabileceği bir yük olmaktan çıkmıştı. Savaşın yorgun düşürdüğü Britanya İmparatorluğu, Filistin'deki sorunları çözme kapasitesini tamamen kaybetmişti ve bu durumu en nihayetinde tüm dünyaya ilan etti. Bu karar, sadece bir yönetimin sonu değil, Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek zincirleme bir sürecin de resmi başlangıcı oldu. Bölge tarihinin akışını kökten değiştiren bu hamle, İsrail-Filistin çatışmasının temellerini atan süreci doğrudan tetikledi.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
İngiltere'nin Filistin'deki varlığının hikayesi,
Birinci Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanır. Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşta yenilgiye uğratılmasının ardından Filistin toprakları, Milletler Cemiyeti himayesinde Birleşik Krallık'a manda olarak verildi. İngiltere zaten 1917 yılında yayımlanan
Balfour Deklarasyonu ile Yahudi halkına Filistin'de bir "yurt" vaat etmişti. Bu vaat, bölgedeki Arap nüfusunun şiddetli tepkisine yol açmıştı. 1920'ler ve 1930'lar boyunca Yahudi göçü hızla artarken, Arap halk arasında örgütlü bir direniş hareketi Filistin Arap ayaklanması olarak bilinen şiddetli bir başkaldırıya dönüştü. İngiltere her iki tarafı da idare etmeye çalışırken, her geçen yıl daha fazla asker ve kaynak ayırması gerektiğinin farkına vardı. Ortadoğu'daki çıkarları ise giderek petrole ve stratejik hatlara odaklanmıştı.
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte İngiltere'nin içinde bulunduğu durum dramatik bir biçimde değişti. Ülke ekonomik olarak perişan haldeydi, imparatorluk coğrafyasındaki sömürgelerde bağımsızlık hareketleri her yerde baş göstermişti. Filistin'deki durum ise her hâlde içinden çıkılamaz bir hal almıştı. Savaş sırasında Nazilerden kaçan on binlerce Yahudi mülteci Filistin'e ulaşmaya çalışıyordu, ancak İngiltere göçü sert bir şekilde kısıtlamıştı.
Sürgünler adlı gemideki binlerce Yahudi mültecinin Filistin'e girişinin engellenmesi ve bu kişilerin Avrupa'ya geri gönderilmesi, uluslararası kamuoyunda büyük bir skandala yol açmıştı. Ayrıca
İrgun ve
Lehi gibi silahlı Yahudi direniş örgütleri İngiliz hedeflerine yönelik saldırıları yoğunlaştırmıştı. 1946 yılının Temmuz ayında Kudüs'teki
Kral David Oteli'ne düzenlenen bombalı saldırı, İngiltere'nin sabrını tamamen taşırma noktasına getirmişti.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
Bu çekilme kararı olmasaydı, modern Ortadoğu haritası bugün bildiğimiz biçimde oluşmamış olurdu. İngiltere'nin manda yönetimi sürdürmeye devam etmesi durumunda, bölgedeki gerilim muhtemelen farklı bir boyut kazanacaktı. Belki İsrail devleti o tarihte kurulamayacaktı, belki de Arap-İsrail savaşlarının boyutu ve karakteri tamamen farklı olacaktı. Ancak Britanya'nın bu toprakları terk etme kararını alması, bir otorite boşluğu yarattı ve bu boşluk, bölgedeki tüm aktörlerin kendi güçlerini denemelerine olanak tanıdı.
- BM'nin Bölünme Planı ve 181 Sayılı Karar: İngiltere'nin Filistin meselesini BM'ye taşıması doğrudan bu çekilme kararının bir sonucuydu. Birleşmiş Milletler, 29 Kasım 1947 tarihinde Filistin'in ayrılmasına ilişkin 181 sayılı kararı kabul etti. Bu kararla Filistin topraklarının bir Yahudi devleti ve bir Arap devleti olmak üzere ikiye bölünmesi ve Kudüs'ün uluslararası bir statüye kavuşturulması öngörülüyordu. Yahudi tarafı bu planı kabul etse de Arap tarafı kesin bir dille reddetmişti. Bu karar, bölgedeki iç savaşın ve ardından 1948 Arap-İsrail Savaşı'nın startını veren kritik dönüm noktasıydı.
- İsrail Devletinin Kurulması: İngiltere'nin manda yönetimi sona erdikten hemen sonra 14 Mayıs 1948 tarihinde David Ben-Gurion İsrail devletinin bağımsızlığını ilan etti. Bu ilan, bölgedeki dengeleri tamamen değiştirdi ve komşu Arap devletlerinin hemen ertesi gün İsrail'e savaş açmasına yol açtı. İsrail'in kuruluşu, yüzyıllar süren Siyonist hareketin en önemli hedefiydi ve İngiltere'nin çekilmemesi durumunda bu kadar hızlı gerçekleşmesi mümkün değildi.
- 1948 Arap-İsrail Savaşı ve Büyük Felaket: İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları Filistin topraklarına girdi. Bu savaş sonucunda Filistinli Arapların büyük çoğunluğu yurtlarından oldu ve bu durum Büyük Felaket olarak anılmaya başlandı. Yaklaşık 700 bin Filistinli mülteci konumuna düştü ve bu mülteci sorunu günümüzde hala çözüme kavuşturulamamış durumda.
- Bölgesel Manda Sisteminin Çöküşü: Birleşik Krallık'ın Filistin'den çekilmesi, bölgedeki İngiliz mandacılığının tamamen sona ermesi anlamına geliyordu. Bu durum Suriye ve Lübnan'daki Fransız mandasının da sona ermesiyle birlikte, bölgede tamamen yeni devletlerin ortaya çıkmasını sağladı. Ortadoğu'nun modern devlet yapısı, bu çekilme sürecinin ardından şekillenmeye başladı.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
Birçoğumuzun bilmediği bir gerçek var ki, İngiltere Filistin'den çekilme kararını alırken sadece askeri ve siyasi değil, aynı zamanda ekonomik kaygılar da taşıyordu. Arşiv belgeleri, İngiltere'nin Filistin'deki idaresi sırasında Filistin Lirası'nın değerini yapay olarak yüksek tuttuğunu ve bu sayede bölge ekonomisinden önemli ölçüde faydalandığını ortaya koyuyor. Çekilme sürecinde İngiliz yetkililer, Filistin'deki askeri üslerinden çıkarılırken oldukça titiz bir envanter kaydı tutmuştu. Hatta bazı tarihçilere göre İngiltere, manda döneminde Filistin topraklarından çıkarılan tarihi eserlerin ve değerli eşyaların bir kısmını da yanında götürdü. Bu konu hala akademik çevrelerde tartışmalı olmaya devam ediyor.
İlginç bir diğer detay ise, İngiltere'nin Filistin'den çekilme sürecinin hiç de pürüzsüz olmadığıdır. Askeri birliklerin tahliyesi sırasında yaşanan kaos, sivil İngiliz vatandaşların paniği ve yerel halkla yaşanan gerginlikler o dönemin gazete sayfalarına bol bol yansıdı. Kudüs'teki İngiliz valilik binasında büyük bir yangın çıktı ve bazı belgeler yandı. Ayrıca İngiltere'nin Filistin'den çekilmesini sağlayan kararın alınmasında, dönemin Başbakanı
Ernest Bevin'in kişisel tavrının da çok belirleyici olduğu biliniyor. Bevin, Filistin meselesiyle bizzat ilgilenmiş ve nihayetinde "daha fazla asker ve para harcamanın anlamsız olduğu" sonucuna varmıştı. Bu karar aslında İngiltere'nin 1956 Süveyş Krizi'ndeki hezimetinin de habercisi niteliğindeydi. İmparatorluk, Filistin'den çekilerek kendisine büyük bir yükten kurtulmuş olsa da, yarattığı yapısal sorunlar onlarca yıl bölgeyi ve tüm dünyayı meşgul etmeye devam etti.