Yavuz Kruvazörü ve Breslau (Midilli) Rus limanlarını bombalayarak Osmanlı'nın I. Dünya Savaşı'na girmesine neden oldu. Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
1914 yılının sonbaharında, Akdeniz sularında süren bir kovalamacanın ardından Osmanlı Devleti'nin kaderini belirleyecek olaylar zinciri başladı.
Yavuz Kruvazörü ve ona eşlik eden Alman kruvazörü
Breslau, Çanakkale Boğazı'nı geçerek Karadeniz'e açıldı ve burada Rus limanlarını bombaladı. Bu saldırı, İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki gerilimi had safhaya taşıdı ve yaklaşık iki hafta sonra Osmanlı Devleti resmen
I. Dünya Savaşı'na girdi. Peki bu olay nasıl gerçekleşti, arkasındaki siyasi hesaplar nelerdi ve neden tarihin akışını kökten değiştirdi? Bu makalede, olayın arka planını, perde arkasındaki pazarlıkları, bombalamanın doğrudan sonuçlarını ve az bilinen ilginç detaylarını derinlemesine inceleyeceğiz.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
1914 yılına girdiğimizde Avrupa, iki ayrı askeri blok etrafında şekillenmişti.
İtilaf Devletleri olarak anılan İngiltere, Fransa ve Rusya üçlüsü ile
İttifak Devletleri olarak bilinen Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya bloğu, sömürge yarışları, silahlanma yarışı ve karşılıklı ittifak antlaşmaları nedeniyle bir savaşın eşiğindeydi. Temmuz ayında Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilan etmesiyle birlikte bu hassas denge çöktü ve büyük savaş başladı. Osmanlı Devleti ise bu kaotik ortamda henüz bir tarafa resmen dahil olmamıştı; fakat İttifak Bloğu'na yakınlık hisseden siyasi çevreler sarayda etkindi. Devlet-i Âliye, I. Dünya Savaşı'na girmenin eşiğindeydi ve bu kararın temelinde yatan dinamikler son derece karmaşıktı.
Bu karmaşanın ortasında İngiliz Amiral
Sir Archibald Douglas'ın komutasındaki Akdeniz Filosu, Almanya'nın
Goeben ve
Breslau adlı iki savaş gemisini Akdeniz'de takip etmeye başladı. Bu gemiler aslında İngiltere'nin Malta'daki tersanelerinde yakıt ikmali yapmak üzereydi; ancak İngiliz amirali bu fırsatı değerlendirerek gemilerin Malta'ya yaklaştırılmamasını emretti. Bunun üzerine Alman komutan
Wilhelm Souchon, gemileri Avusturya'nın Pola limanına götürdü; burada da kabul görmedi. Souchon, bir çıkmazın içinde sıkışmışken Osmanlı hükümetinin davetiyle gemiler Çanakkale Boğazı'na kabul edildi.
28 Ağustos 1914 tarihinde bu gemiler resmen Osmanlı Donanması'na devredildi ve Yavuz ile Midilli adlarını aldı. Aslında bu devir, Osmanlı'nın savaşa girmesi yolunda atılmış en kritik adımın temeliydi; çünkü gemilerin bir İttifak bloğu ülkesinden Osmanlı'ya devredilmesi, İtilaf devletlerinin Osmanlı'ya duyduğu güveni sarstı.
Enver Paşa gibi İttifak taraftarı askerler, bu gemilerin Osmanlı donanmasına güç kattığını savunuyordu; İngiltere ise daha önce Osmanlı için sipariş ettiği iki güçlü savaş gemisini alıkoymuştu, bu da saraydaki İngiliz karşıtı duyguyla beslendi.
Bombalama emrinin verilmesinin perde arkasında ise pek çok katmanlı siyasi hesap yatıyordu. Almanya, Osmanlı'yı savaşa sokmak için her yolu deniyordu ve bu amaçla gizli telgraflarla komutan
Souchon'a Karadeniz'de bir saldırı düzenlemesi talimatını iletti. Osmanlı hükümetinin en azından bir bölümünün de bu saldırıdan haberdar olduğu, sonraki dönemlerde ortaya çıkan belgelerle neredeyse kesinleşmişti.
Talat Paşa,
Enver Paşa ve
Cemal Paşa üçlüsünden oluşan İttihat ve Terakki yönetimi, savaşa girme kararı konusunda bölünmüştü; ama bu bombalama, karar verme sürecini fiilen bir sonuca bağladı. Gemiler,
29 Ekim 1914 gecesi Karadeniz'e açıldı ve
Odessa,
Novorossiysk ve
Sevastopol gibi Rus limanlarına top ateşi açtı. Rusya, bu saldırıyı bir savaş ilanı olarak değerlendirdi ve
2 Kasım 1914'te Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. İngiltere ve Fransa da kısa süre içinde aynı yolu izledi ve Osmanlı Devleti, istemese de fiilen savaşın içinde buldu kendini.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
Eğer Yavuz ve Midilli Karadeniz'e çıkmasaydı, Osmanlı Devleti savaşa ya çok daha geç ya da farklı bir stratejiyle girebilirdi; belki de hiç girmeyip yıkılış sürecini daha uzun ve başka bir senaryo üzerinden tamamlayabilirdi. Bu olay, sadece Osmanlı'nın kaderini değil, Kafkasya Cephesi'nden Çanakkale'ye, Orta Doğu'dan Kafkas Türkistan'a kadar geniş bir coğrafyanın geleceğini belirleyen dönüm noktasıydı.
- Rusya'nın Osmanlı ile karşı karşıya gelmesi: Bombalama sonrasında Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmesi, Kafkas Cephesi'nin doğrudan açılmasına yol açtı. Bu cephe, Rusya'nın dikkatini Batı cephelerinden bir bölümü kadar uzun süre meşgul etti ve I. Dünya Savaşı'nın genel seyrini etkileyen önemli bir baskı noktası oluşturdu. Osmanlı askerleri burada ağır kayıplar verdi; fakat bu cephedeki çatışmalar, daha sonraki Türk-Ermeni ilişkilerinin de temelini attı.
- Çanakkale Savaşı'nın kaçınılmaz hale gelmesi: İtilaf Devletleri, Osmanlı'yı savaş dışına çıkarmak ve İstanbul'u ele geçirmek için 1915 yılında Çanakkale Deniz Harekâtı'nı başlattı. Bombalamanın Osmanlı'yı resmen savaşa sokması, bu deniz çıkarma planının ön koşuluydu. Çanakkale'de kazanılan zafer, Türk milletinin milli bilincinin uyanmasında ve Kurtuluş Savaşı'nın ruhani zemininin hazırlanmasında belirleyici bir rol oynadı.
- İngiliz-Osmanlı güveninin tamamen çökmesi: Osmanlı'nın Alman gemilerini kabul etmesi ve ardından Karadeniz bombalaması, İngiltere ile Osmanlı arasındaki son güven köprülerini de yıktı. İngiltere, savaş gemilerini el koyarak Osmanlı'yı zaten kırmıştı; şimdi de savaş ilan ederek bu kopuşu resmileştirdi. Bu durum, Osmanlı'nın İtilaf devletleriyle arasını tamamen açtı ve Osmanlı'nın ittifak tercihini kesinleştirdi.
- Orta Doğu'da yeni sınırların çizilmesi: Osmanlı'nın savaşa girmesi, savaş sonunda Sykes-Picot anlaşması gibi paylaşma planlarını ve nihayetinde Misak-ı Millî sınırlarını belirleyen siyasi süreci doğurdu. Arap Yarımadası'nda, Kuzey Afrika'da ve Mezopotamya'da sömürge düzenlemelerinin temeli bu savaş döneminde atıldı. Bugünkü birçok Orta Doğu ülkesinin sınırları ve siyasi yapısı, Osmanlı'nın bu kararının uzun vadeli sonuçlarıdır.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
Bu olayın en çarpıcı yönlerinden biri, gemilerin Malta'daki İngiliz tersanelerine yakıt ikmali için yaklaştırılmamasıydı. Amiral Douglas, İngiltere'nin bu gemileri ele geçirmek veya bağlamak yerine uzaklaştırmayı tercih etmesinin büyük bir stratejik hata olduğunu pek çok tarihçi bugün kabul eder. Oysa bu kararın arkasında, İngiltere'nin Osmanlı ile henüz bir çatışma yaşamak istememesi ve Almanya'nın savaş gemilerini Akdeniz'den çıkararak savaşa katılmak istemesi yatıyordu. Ancak sonuçta, bu kovalamacanın en büyük kazananı Almanya oldu; çünkü gemiler Osmanlı'ya geçti ve Osmanlı'yı savaşa sokma planının ilk somut adımı atılmış oldu.
İkinci bir ilginç ayrıntı, bombalama sonrası Osmanlı hükümetinin takındığı resmi tavırdır. Osmanlı yönetimi, gemilerin Osmanlı Donanması'na ait olduğunu ilan ederek saldırıyı üstlendi; ancak ne İngiltere ne de Rusya bu durumu kabul etti. Rusya,
2 Kasım 1914'te doğrudan savaş ilan etti ve İtilaf bloğu kısa sürede aynı yolu izledi. Osmanlı'nın İtilaf Devletleri ile arasındaki son diplomatik kanallar da kapandı. Bu resmi tavrın arkasında, İttihat ve Terakki yönetiminin savaş kararını zaten vermiş olması yatıyordu; gemilerin bombalaması fiili olarak bu kararın duyurulmasına vesile oldu. Ayrıca, gemilerin Karadeniz'deki saldırıda her ne kadar Rus gemileriyle doğrudan çarpışma yaşanmamış olsa da, Rus sahil topçusunun cevabı son derece sertti ve Yavuz'un çelik güvertesinde ciddi hasarlar oluştu. Bu hasarlar, savaşın ilk aylarında Osmanlı donanmasının sınırlı kapasitesini de gözler önüne serdi. Bir başka az bilinen detay ise, Alman komutan Souchon'un gemilerin Karadeniz'e çıkışı sırasında Osmanlı yetkililerinden çok somut bir onay aldığı, hatta o gecenin erken saatlerinde
Enver Paşa'nın fiili bilgisi dahilinde hareket edildiğidir; bu bilgi, gemilerin salt Alman inisiyatifiyle mi yoksa Osmanlı onayıyla mı hareket ettiği tartışmasının da temelini oluşturur.