Kutsal Yom Kippur gününde, Mısır ve Suriye orduları İsrail'e saldırdı Nedir ve Neden Tarihin Akışını Değiştirdi?
6 Ekim 1973 tarihinde, İsrail'in en kutsal günlerinden biri olan Yom Kippur'da, Mısır ve Suriye orduları İsrail'e eş zamanlı ve sürpriz bir saldırı başlattı. Bu olay, tarihte Yom Kippur Savaşı olarak anılır ve Orta Doğu siyasetinin, petrol piyasalarının ve dünya dengelerinin seyrini kökünden değiştiren bir dönüm noktasıdır. Mısır Cumhurbaşkanı Anvar Sedat liderliğindeki Mısır ordusu Süveyş Kanalı'nı geçerek 1967'de İsrail'in ele geçirdiği Sina Yarımadası'ndaki hedeflerine yöneldi; aynı anda Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad yönetimindeki Suriye ordusu da Golan Tepeleri'nde ileri harekata başladı. Bu iki cephede birden başlayan saldırı, İsrail'in istihbarat sistemini ve ordu hazırlığını tamamen beklenmedik bir anda zor durumda bıraktı. Savaşı bu kadar önemli kılan şey sadece askeri boyutu değil, aynı zamanda Arap dünyasının psikolojik kazancı, Batı ülkelerinin petrol baskısı karşısında yaşadığı kriz ve barış sürecinin bundan sonraki tüm seyrini belirleyecek sonuçlar ortaya çıkarmasıdır. Bu olay, sıradan bir sınır çatışması olmaktan çok öte; on yıllardır süregelen bir çatışma ortamını yeni bir boyuta taşıyan, hem askeri hem siyasi hem de ekonomik açıdan tüm dünyayı derinden etkileyen kapsamlı bir tarihi hadisedir.
Tarihsel Arka Plan ve Olayın Perde Arkası
1967'de yaşanan Altı Gün Savaşı bu olayın doğrudan ve en büyük hazırlayıcısıdır. O savaşta İsrail, Mısır'dan Sina Yarımadası'nı, Suriye'den Golan Tepeleri'ni, Ürdün'den Batı Şeria'yı ve Filistin'den Gazze Şeridi'ni ele geçirdi. Bu büyük toprak kaybı, Arap dünyasında derin bir yara ve aşağılanma duygusu yarattı. Mısır'da Cemal Abdül Nasır'ın ölümünden sonra yönetime gelen Anvar Sedat, Nasır'ın bıraktığı mirasla hesaplaşmak ve topraklarını geri almak istiyordu. Sedat, 1972 yılında Sovyetler Birliği'nden askingeri danışmanları kovarak dikkat çekici bir adım attı; bu hamle aslında Batılı ülkelerin, özellikle de ABD'nin Mısır'ın yanına çekilmesi için atılmış stratejik bir yoldu. Aynı dönemde Suriye'de Hafız Esad, Golan Tepeleri'ndeki kayıpları telafi etmek için uzun soluklu askeri hazırlıklar yapıyordu. Arap ülkeleri bu saldırıyı yıllarca gizlice planladı; Mısır ve Suriye orduları koordinasyonlu bir şekilde, İsrail istihbaratının dikkatini dağıtıp onları tatilde ya da tedbir almaz halde bulacakları bir zamanı seçtiler.
İsrail tarafındaki durum ise pek iç açıcı değildi. Mossad başta olmak üzere istihbarat birimleri, bir saldırı hazırlığı olduğuna dair işaretleri göz ardı etti ya da yanlış yorumladı. 1967 zaferinin getirdiği aşırı özgüven, İsrail toplumunda ve ordu komuta kademesinde büyük bir rehavet yaratmıştı. İsrail istihbaratı, Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı geçme konusunda henüz yeterli hazırlığa sahip olmadığına inanıyordu; Sovyet danışmanlarının çekilmesini de Mısır'ın savaşa girmek istemediğine dair bir kanıt olarak değerlendirildi. Aslında Sedat tam da böyle bir yanıltma stratejisi izliyordu. Suriye tarafında da benzer bir durum vardı; İsrail, Suriye'nin Golan'da saldırı düzenlemeyeceğini düşünüyordu. Yom Kippur günü seçimi de bu planın bir parçasıydı; İsrail nüfusunun tamamına yakını bu gün oruç tutuyor, radyoları kapatıyor ve elektronik cihazlarını kullanmıyor, ordu da kısmi bir tatil halindeydi. İsrail'in çağrısı üzerine son dakikada tank birliklerinin Sina ve Golan'a sevk edilmesi, savaşın ilk saatlerindeki kaosu bir nebze de olsa hafifletti ancak ilk günün kayıpları çok ağır oldu. Sovyet istihbaratı bu hazırlıkları önceden farketmişti ve Sedat'ın çizgisinden vazgeçtiğini görünce saldırıdan birkaç gün önce bilgi paylaşımı yapmıştı; ancak bu bilgi İsrail komutasında tam anlamıyla değerlendirilemedi.
Tarihin Gidişatına ve Bugüne Somut Katkıları
Yom Kippur Savaşı yaşanmasaydı Orta Doğu'nun siyasi haritası bugünkünden çok farklı olurdu. Arap ülkeleri bir daha böyle kapsamlı bir saldırı cesareti bulamaz, İsrail'in topraklarında kalıcı olarak kalması neredeyse kesinleşir ve Filistin sorunu çok daha farklı bir seyir izlerdi. Aynı zamanda petrol krizi yaşanmaz, Batılı ekonomiler bugün hâlâ etkisini sürdüren uzun süreli bir enerji dalgasıyla karşılaşmaz ve dünya ekonomisinin yapı taşları baştan şekillenirdi. Bu savaşın Orta Doğu'ya ve dünyaya bıraktığı somut miras şöyledir:
- Yom Kippur Savaşı, Arap dünyasına psikolojik bir güç ve onur kazandırdı: 1967'de büyük bir hezimet yaşayan Mısır ve Suriye, bu savaşta ilk haftalarda İsrail'i zor durumda bıraktı ve Süveyş Kanalı'nı başarıyla geçti. Bu durum Arap kamuoyunda büyük bir moral yükseliş yarattı ve Sedat'ı bölgesel bir kahramana dönüştürdü. Aynı zamanda İsrail'in yenilmezlik efsanesi ilk kez ciddi biçimde sarsıldı ve bu durum gelecekteki barış pazarlıklarında İsrail'i daha esnek olmaya zorlayan bir etken haline geldi.
- Petrol kriziyle birlikte Batı ekonomileri kalıcı bir enerji şokuna uğradı: Savaş sırasında OAPEC (Arap Petrol İhracatçıları Ülkeleri Örgütü) İsrail'i desteklediğini düşündüğü ABD, Hollanda ve bazı Batılı ülkelere karşı petrol ambargosu ilan etti. Bu ambargo dünya petrol fiyatlarını dört kat artırdı ve Batılı ülkelerde ciddi bir ekonomik durgunluk başlattı. Petrol, stratejik bir silah olarak ilk kez bu kadar açık biçimde kullanıldı; bu da enerji güvenliğini tüm ülkelerin gündemine kalıcı olarak soktu.
- Camp David Antlaşması ve bölgesel barış sürecinin önü açıldı: Savaşın ardından Sedat, savaş meydanında elde ettiği prestiji kullanarak doğrudan bir barış girişimine yöneldi ve tarihte bir ilke imza atarak İsrail'i ziyaret etti. Bu ziyaret, ardından gelen Jimmy Carter yönetimindeki Camp David müzakerelerini doğurdu ve 1978'de imzalanan antlaşma ile Mısır ile İsrail arasında barış sağlandı. Bu antlaşma, Arap dünyasında derin bir bölünmeye yol açtı; Mısır Arap Birliği üyeliğinden geçici olarak çıkarıldı ancak barış Mısır topraklarını geri kazanmasını sağladı.
- İsrail'de istihbarat ve güvenlik yapılarında köklü reformlar yapıldı: Savaşın ilk günlerindeki ağır kayıplar ve istihbarat zaafı, İsrail'de geniş çaplı bir iç incelemeye yol açtı. 3 Ekim Komisyonu adı verilen resmi soruşturma, istihbarat ile askeri komuta arasındaki iletişimsizliği ve aşırı özgüvenin doğurduğu felaketi ortaya koydu. Bu reformlar, İsrail istihbarat sistemini baştan aşağı yeniden düzenledi ve benzer bir sürpriz saldırının bir daha yaşanmaması için güçlü bir uyarı işlevi gördü.
- Soğuk Savaş dengelerinde yeni bir kırılma yaşandı: ABD ve Sovyetler Birliği bu savaş sırasında doğrudan karşı karşıya gelme noktasına kadar geldi; Sovyetler Birliği Mısır ve Suriye'ye acil silah sevkiyatı yaparken, ABD İsrail'e havadan köprü kurarak mühimmat ulaştırdı. Bu gerilim neredeyse nükleer bir krize dönüşüyordu ve savaşın ardından hem super güçler hem de bölge ülkeleri bu tür çatışmaların kontrol edilebilirliğinin sınırı olduğunun farkına vardı. Sonuçta savaş, hem Arap-İsrail çatışmasının hem de Soğuk Savaş'ın seyrinde kalıcı bir değişim yarattı.
Bilinmeyen Yönleri ve Merak Edilen Tarihi Detaylar
Halk arasında pek bilinmeyen bir gerçek şudur: Sedat, Sovyet danışmanlarını Mısır'dan kovduktan sonra aslında stratejik bir oyun oynuyordu. Bu karar, ABD'ye Mısır'ın Batı'ya yakınlaşabileceğini ima eden bir mesajdı ve başta ABD Dışişleri Bakanlığı olmak üzere Batı istihbarat çevrelerini aldatmayı başardı. Aynı şekilde, Mısır ordusu tatbikatların arasına gizlediği gerçek hazırlıkları komutanlar bile tam anlamıyla ayrıntılarıyla bilmiyordu; sadece en üst düzey birkaç subayın tam olarak bildiği gizli bir planın uygulanmasına geçildi. İsrail'in istihbaratı ise Sedat'ın Sovyet danışmanlarının yokluğunu savaşa girmeyeceğine dair bir kanıt olarak değerlendirdi; oysa bu tam tersine, düşmanı yanıltmak için tasarlanmış bir tuzaktı. İsrail'in 1971'de beklediği ama gelmeyen büyük Mısır saldırısı, İsrail istihbaratında bir tekrarlanmayacak kuşku oluşturdı ve bu da 1973 sürprizinin önünü açan zihinsel bir dinamik oldu.
Savaş sırasında dikkat çeken bir diğer ilginç detay, ilk günlerin son derece kritik anlarıdır. Golan Tepeleri'nde İsrail'in meşhur 7. Zırhlı Tugayı'nın komutanı Avigdor Kahalani, sayıca çok üstün Suriye tanklarına karşı sadece birkaç tankla direniş sergiledi ve bu direniş, Suriye ilerleyişini geciktirmekle kalmadı, kritik saatler kazandırarak İsrail'in yedek birlikleri toparlanmasını sağladı. Sina'da ise General Avraham Afula komutasındaki tanklar ilk şoku atlatıp karşı saldırıya geçtiğinde, Mısır ilerlemesi de durma noktasına geldi. Savaş sırasında ABD'nin Amiral Moorer'ın raporuna göre Sovyetler Birliği, ABD'yi resmen tehdit ederek Mısır ve Suriye'ye derhal ateşkes çağrısı yapmazsa yeni bir savaş başlatabileceğini ima etti; bu tehdit, nükleer bir krizin eşiğine kadar gelen o ünlü duruma yol açtı. Ancak ABD'nin kararlı tavrı ve ardından getirilen ateşkes, bu tehlikeyi şimdilik bertaraf etti. Savaşın ardından İsrail'de yapılan soruşturma, ordu komutanlarının ve siyasi liderlerin görevden alınmasına yol açtı; bu reform İsrail'in güvenlik doktrinini temelden değiştirdi. Tüm bunlar, bu savaşın sadece bir sınır çarpışması olmadığını, aksine on yıllarca sürecek bir siyasi, askeri ve ekonomik yeniden yapılanmanın ilk kıvılcımı olduğunu gösteriyor.